Şöyle adam akıllı yazmayalı uzun zaman olmuş bakıyorumda... Ama bir türlü kafayı toplayamıyor ki insan ; hayat koşturmacasından... Birkaç yazım var bundan önce ama onlar öylesine geçiştirmek ya da bu bloğa 100. yazıyla son vermek için çırpınışlarım gibi geliyor bana :)) Son vermezsem ; bu iş vaktimi bayaaa alır...
Neyse gelelim ağzımdaki baklaya ki hergün hayıflandığınız ya da yaşadığınız ya da yaşanılan hayatın içinden çook derinlerinden ve temeli anlaşılmamış (bence) bir mevzu ile karşınızdayım...Lütfen yazıyı okurken sandalyenize yaslanın ve gevşeyin...:)))
Eğitim,ticaret,savaş,çalışmak,vb... konularda birisiyle tatışırken ya da yorum yaparken veyahut düşünürken hep "Sistem yanlış !!!" deriz ya bazen ya da çoğu zaman... Bu SİSTEM nasıl bir sistem ??? !!! ya da nereden gelmiş ? kim ,nasıl oluşturmuş ya da nasıl oluşmuş ? ... gibi soruları sormak istiyorum ben kendime...???
Sözlük anlamı olarak SİSTEM : (fransızca kökenli )
1 . Düzen.
2 . Bir sonuç elde etmeye yarayan yöntemler düzeni: "Servet, nasıl kazanılmış olursa olsun, onun kontrolüne girecek rejim ve sistem memleketi mahvedecektir."- H. E. Adıvar.
3 . Yol, yöntem: "Eski bir sistem."- .
4 . Bir aracı oluşturan düzen, düzenek, tertibat: "Fren sistemi."- .
5 . Model, tip:
"... son sistem, pırıl pırıl bir rotatif almışlar."- Y. Z. Ortaç.
anlamlarına gelen "sistem" kelimesini hayatımızın her günü her anı neredeyse kullanıyoruz...Veyahut sistem yerine DÜZEN diyoruz o an için...Eninde sonunda aynı noktada aynı manada oluyorlar...Yani yarattığımız düzen ve beraberinde gelenler yine bir sistemi yaratarak süregelmiş ve hala kullanılıyorlar...Peki neymiş bu sistem denilen şey ? ya da bizi bunu oluşturmaya ne itmiş, neden oluşturma gereği duymuşuz ? Yukarıda da sözlük anlamından anlayacağımız gibi DÜZEN den bahsedeceğim sizlere... Bizler yani insanlık geçmişten bugünlere kadar ve hala kendi yarattıkları dünya düzeni ile birbirlerini yönetmekte ya da insanlığın temel taşları olan temel ihtiyaçları karşılama ve iletişim kurmak,vb. aslında aklınıza gelebilecek her türlü biyolojik ihtiyacı ve de sosyal,ekonomik,kültürel ihtiyaçları ele alabiliriz...Çünkü hepsini yaratan ve hepsiyle birlikte yaşamına şekil veren bizleriz...Sonuçta bunları karşılamak için DÜZEN oluşturmuşuz...Ama düzeni oluştururken doğuru mu olurşturduk acaba ??? Gün geçtikçe insanlığın kurduğu düzenin kurallarının arttığı ve de bu düzenin insanları asosyelliğe ittiği , iletişim teknolojileri artarken ; aslında samimi ve bireysel iletişimlerin gitgide yok olduğunu...Kısacası insanlığın en temel yapı taşı olarak kabul edebileceğimiz ileri düzey iletişim becerimizi göz göre göre kaybetmekteyiz...İnsanlık iletişim sistemini yapılandırırken oluşan yapılardan ; kullanımlarda olabilecek bir noktayı unutmuş!!! Yani bir iletişim teknolojisini kullanırken unutulan birşey var...O da kendimiz ya da insanlık :)) Aslında bu sistemler hep beni sürüncemede bırakan düzenlerdir...Nedeni ise ; toplumsal birliktelikler için sistemler geliştirmişiz. Ama bu sistemlerin hiçbirisi topluma hizmet adına derken toplumu oluşturan bireylere ya da insanlara dönük olmamış...Aslında olmuş gibi ama kullanımda olmamış dersek daha doğru olur :)) Daha doğrusu biz bireysel farklılarımızdan ötürü benzer noktalar bulup onlara göre kurallar belirlemeye çalışmışız... Bu da insanın ortak olgu ya da olaylardan hareketle sonuçlara ulaştığından olsa gerek...Örneğin bir savaş olgusunu ele alırsak ; insanlar savaştan korkar.Çünkü savaşta acı çekme,ölme ya da öldürme gibi insanlık dışı durumlar söz konusudur ki kimse ölmek istemez böyle bir nedenden ötürü...Bu insan doğasına da binevi aykırıdır aslında... Hayvanlardan tek farkımız düşünmek ve ileri düzey iletişim becerisine sahip olmak...Bu nedenle hem düşünüp hem iletişim kurduğumuz zaman şunu görüyoruz ; savaşmadan da anlaşabiliyor ve de mutlu olabiliyoruz...
Peki günümüzde savaşların olma nedeni nedir ? derseniz : tamamen diğer hayvanlardan bizi ayıran diğer bir özellikte bulurum cevabı ; AÇGÖZLÜLÜK... İnsanoğlu ve kızı kadar şu dünyaya,insanlığa ya da doğaya zarar veren bir canlı türü daha gelmemiştir herhalde :((( Ne kadar ilginç ve tezat bir canlıyız ki ; yaşamımızı sürdürmemizi sağlayan dünyayı bile biz kendi ellerimizle öldürmeye çalışıyoruz. Ki bunun yanı sıra günümüzde izlenilen devlet politikaları ve madde bağımlısı (petrol,uyuşturucu,silah,vb.) hastalıklı bir ticari ruh (hali) sarmış dünyayı... Dünyanın geçmişine baktığımız zaman düzensiz ama düzenli bir sistem var :))) Nasıl yani? şöyle ; Dinazorlar zamanını düşünelim ki ; o zaman dahi dünya yeterince yaşlıydı...Ama ne egsoz dumanı ne de petrol avcıları yoktu en basitinden...Sonuçta canlıların yok olması gibi bir durum söz konusu değildi...Tabii günümüz teknolojisi ya da o teknolojinin o gün şartlarında bir gereği de yoktu.Aslında şartlar pek değişmiş değil ya da pek değişmiyor ama biz değişmesi için zorluyoruz kendimizi :))) Neyse dönelim geçmişe tekrar...Canlıların doğasında KRAL kimse ALEM de onundur :)) (Aslan misali ki eskiden Aslanarus dinazorusmuş :)) )Ta ki büyük bir meteor dünyaya çarpıncaya kadar...Sonuçta doğa düzeni gitgide diğer iri ve yırtıcı canlılara yem olan insanın eline geçmekteydi yavaş yavaş...İnsanın beyin kıvrımlarındaki sinaptik (sinir uçlarındaki bağlantılar) bağlantılar ne kadar fazla olursa bir o kadar fazla mantık yürütebilir ya da o bağlantıların oluşmasında yürüttüğü mantık ilişkilerinin faydası büyüktür...Bu nedenle zamanla doğaya hükmetmeye başlayan insanlar türemiş ve de evrim süreci sonrasında gitgide genotip (genlerdeki değişim,kalıtımsal) ve fenotiplerinde (fiziki görünümlerinde) meydana gelen değişimler sonrasında daha çok mantık ilişkisi yürütebilenler zamanla "Bilginin güç olduğunu" görmüşler.Bunun öncesinde herkesin bildiği gibi bir doğa dengesi mevcuttu insanların arasında da ; GÜÇLÜ, GÜÇSÜZÜ YOK EDER...Bu aslında pek fazla düşünemeyen insanların ya da iletişimin yeterli seviyede olmadığı insanların döneminde olan tamamen açgözlülükle alakalı bir durumdu...Ama zamanla insanların iletişim becerilerinin gelişmesi ve daha önce bahsettiğim gibi BİLGİNİN artması ve bilenin güçlü olması tüm dengeyi alt üst etti...Bilgi beraberinde teknolojiyi,tembelliği (konfor,rahatlık :) ), iletişim mesafesinin artmasını,savaşın insanlık için belirleyici bir olgu haline gelmesini (teknoloji kimdeyse güç o insandadır ya da teknoloji gelişimi önce savaş-asker sektöründe gelişir.Örn : internet) Sonuçta bu yeni dengede asıl insanlık için kullanılabilecek bir düzenin oluşmasını sağlamada büyük rol oynadı.Yani bugünlere geldiğimizde hakim olan ve kurduğumuz düzen...Ama aynı zamanda eskilerin de genlerinden gelen bir açgözlülük mevcuttu...Çünkü insan, doğası gereği ; kıskanç,elde etmeyi seven,vb...Kısaca şeytanımsı işlere de aklı eren bir varlıktı...Bu nedenle insan günümüze kadar o zeki beyinlerin oluşturduğu bilimi, insanlığın yararı yerine zararına kullandığını (örn: atom bombası) bize göstererek güç konusunda ne kadar egoist ve de açgözlü olduğunu göstermiştir.Bu sonuç tarihteki diğer örnekleriyle ulaşabileceğimiz bir sentezdir...Bu tamamen bir güç gösterisidir aslında...Karşılıklı iki insan düşünün...Bu iki insanın bir konuda tartıştıklarını ve de bunların sonuçta hemfikir olabilmek için bir tarafın diğer tarafa düşüncesini kabul ettirmesi ya da ortak bir nokta bulunulup oradan sonuca gitmeleri gerekirken ; açgözlülük ya da kendini üstün görme gibi bir kompleks devreye girer ki birisi diğerine fiziki güç kullanarak yani düşünceleriyle değil, yumruklarıyla konuşarak sorunu ya da tartışmayı sonuca ulaştırmaya çalışır...İşte bu örnek ; günümüz toplumlarının,ülkelerin oluşmasında insanın bu yönünün ne kadar belirgin olduğunu göstermek için yeterlidir sanırım.Aksi takdirde ; ülke sınırları,milli duygular,ırk farklılıkları,inanç farklılığı,vb. gözetilmeksizin bir toprak parçasında yaşayabilirdi 7 milyar insan.Ama bunu günümüze kadar gelen "sistem yanlış" cümlesiyle özetleyecek kadar aciz durumdadır insanlık...Yani bir arada yaşayabilecekken bir elin bir diğerinden üstün olduğunu düşünmeyi ve bunu icraate dökerek ; üstünlüğünü kanıtlama gereğini duymuştur...Bu nedenle ırkçı söylemler ortaya çıkmıştır ve bundan ötürü de binlerce hatta milyonlarca insan katledilmiştir... insanoğlunun hazin sonu da bu olacaktır... Irkın büyüklüğünü düşüneceğine ırkların farkı olmadığını ve de insanların eşit olduğunu düşünmek onu şuna itecektir ki; zayıf bir insanla çok güçlü bir insanı aynı kefeye koyarsanız,güçlü olan EGO larından ötürü zayıf olanı o kefeden atmak isteyecektir ve de durumu kabullenmeyecektir...Sorun da burada zaten dememe gerek yok.Sanırım bu örnekle de anlatılmak istenileni analdınız :)) Zeki okuyucularım var... :))) ) (yağ çekelim arada...:)) )
Neyse sonuçta ; insan, doğası ve düşünme yeteneği gereği kendi kendini yok etmek için olgular ve olaylar yaratmaktadır.Savaş örneğinde olduğu gibi...Ki bu olgu ve olay süreçlerinde oluşan düzenlerde varolan insani duygulardan uzak daha çok hayvani yönümüzü kullanarak hareket etmemizden olsa gerek ; hep birbirimize zarar verecek şekilde değerlendirmişiz her gelişmeyi...Yani kurduğumuz ilişkiler bile "menfaat" kelimesiyle bağdaşmış çoğu zaman...Bu düzende bu kelimenin bizim algımızı ya da iletişimimizi arttırması kadar zarar verici bir duygusal öngörü oluşturduğu da çelişkili bir tezatlar zincirinin ne kadar uzun olduğunu gösterir bize...menfaat,savaş,acı,ölüm,...Kelimeler bile sınırlarımızın ötesinde aslında ama biz bunun farkında değiliz... :)))
Aslında cümlelerim herzamanki birbirinden kopuk tavırlarını koruyorlar...Ki yapım gereği konudan konuya,örnekten örneğe atlayarak bir bütün oluşturmak istememin kurbanı oluyorum çoğu zaman ve anlattıklarım çoğu insana ; bu ne dedi şimdi ? :)) gibisinden bir hava hissettiriyor...Ama az çok anlatım yaptım sizlere...Söylemek istediğim birçok şey olsa da bu kadarının da sizlerin anlaması için yeterli olacağı kanaatindeyim...Sizi daha fazla sıkmadan gelelim sonuca ;
"Sistem yanlış" mı ???
iki türlü sonuca ulaşabiliriz aslında ;
1. Biz kurduğumuz sistemlerle, kendi kendimizi yok etmeye kadar gidecek bir binanın tuğlalarını örüyoruz gün geçtikçe...Bu aslında şunu gösteriyor bize; insanoğlu düzenini tamamen egoları,içgüdüleri,vb. hesaba katmadan kurmaya başlamış,ama belirli sınırlarla yaşayacak bir ruh (psikolojik açıdan) yaratıp buna sahip bireyleri oluşturacak düzeyde (toplum) bir SİSTEM kurmak istemiş ve de bunu başarmıştır. Yani bu sistem insana değil,topluma hizmet etmektedir.İnsan ruhunun sınırları olamaz...Sorun bu noktada belki de; yani hem insansınız hem de ruhunuza (psikolojinize) sınırlar çizilmeye çalışılmış...Toplumda yaşayan her insanın da ruhu sınırlarla çevrilmek zorundadır.Yani "toplum" olgusu aslında olmaması gereken bişey de diyebiliriz.Mesela bugün ABD de toplumsal bir araştırma sonucu : ülke nüfusunun %51 i Irak'taki savaşı normal görürken geriye kalan %49 dediğiniz rakam yaklaşık 120.000.000 insan demek ; savaşın olmamasını istiyor...Yani "toplum" olgusu bile kendi içinde çelişen bir birlikteliğe sahip olabiliyor...Ama onu olmak zorunda kılan da bizler olmuşuz yine :)) Bunun sonucunda "sistem yanlış" dersek ; varettiğimiz yaşam platformlarını ya da düzeni tamamen çürük elmaya benzetmişiz demektir.
Yani "Çürük Elmada Sağlam Taraf" arayıp duruyoruz demektir.
2. Ya da düzeni tekrar gözden geçirip,düzenin oluşturulduğu zamanla şimdi ki düşünce yapımızı gözönüne alıp ; En başta insan duygularını ve hümanizmi ele alarak bir düzen oluşturmamız gerektiğini göreceğiz...Sonrasında oluşan binanın örülen kat duvarlarında kullanılan tuğlaları da bu düzene ayak uydurursa problem yok demektir...Yani ancak o zaman,"Sağlam Elma da Çürük Taraf" arayıp, bulduklarımızı elmadan kesip atarak o elmayı yiyebiliriz...Yoksa bu "sistem,yanlış" olmaya devam eder ve de Elma zamanla çürür,çürür,çürür ve bizimde ruhlarımızın kurtlanmasıyla insanlık acı ve hazin öyküsünün sonuna gelir...Ki böyle giderse yol yakındır...
(müziksiz olmaz ama :)) Yazılara müzik eklemek zorunda hissediyorum kendimi nedense)
Hadi kalın sağlıcakla blogcu family... Papa,oğlu ve kısı,bi de kutsal ruhları adına kutsadım efenim...