
Herkese ama herkese merhabalar... Bugün sizlerle toplumların olmazsa olmazı mesleklerinden (daha doğrusu görevlerinden) birisi üzerinde duracağım...Günün anlam ve önemiyle ilgili olarak,bu konuya değinmek gerektiğini düşünüyorum... Ama benimkisi öyle gelişigüzel bir değinme olmayacak ; tamamen kendi mesleğim olan ve şu anda aktif olarak yaptığım ve de sorunlarını,güzelliklerini birarada yaşadığım naçizane meslek...
Öğretmenlik, her insanın yapmak isteyebileceği ; aynı zamanda çoğu insanın yapmak istemeyeceği bir meslektir aslında...Bunun nedeni ; çocuklarla içiçe ve aslında ,içinizdeki çocuğu öldürmeden yıllarca samimi bir ortam oluşturuyorsunuz hayatınızın önemli bir bölümünde...Bu yönüyle güzel...Fakat hayatın sizin için olan gerçekleri de var ; ekonomik ve sosyal imkanlar...Bu açıdan bakıldığında ülkemizdeki çoğu kişinin bu mesleğe bakış açısı negatif yönde değişiyor...
Özellikle bir toplumun gelişmesinde ilk sıralarda önem verilmesi gereken nokta ; EĞİTİM'dir. Bununla beraber ikinci sırada da o eğitimi okullarda veren EĞİTMENLER (Öğretmenler,akademisyenler...) gelmektedir.Ülkemizin de bu konuda nerede olduğu ortadadır.Eğitim yeterli olmayınca ; eğitmende yeterli olamıyor bazen...Aslında bu apayrı bir konu ; yani ailedeki eğitimin ya da toplumun bireye kattığı şeyler eğitim açısından ele alındığında yeterli olmazsa,siz eğitmen olarak çok küçükte olsa ilerleme kaydedersiniz ama yeterli olmaz hiçbirzaman...Dediğim gibi bu apayrı bir konu...Asıl konumuza dönelim ; öğretmenlere günümüzdeki bakış açısı ve öğretmenlerin herzaman ele alınıp hiçbirzaman çözülememiş sorunları...Evet bende bir öğretmen olarak ve ülkemizin şu ana kadar 4 şehrinde Ankara,Kahramanmaraş,Bursa ve şu anda İstanbul'da görev yapan bir öğretmen olarak sizlere bu konuda çok önemli noktaları belirterek bilgi vermek ve de zihinlerdeki kalıpları yıkmak istiyorum...Ki bu da çok zor bir iş...Yine de bir öğretmen olarak toplumu bilinçlendirmektir asıl işimiz...:))) Öncelikle bir bireyin eğitimi ailesinde başlıyor.Sonrasında toplum ve en son olarak okulda alıyor eğitimini...Ama bize görünen asıl tablo, eğitimin okulda alındığı "kıssadan hisse" der gibi basit bir önyargı oluşuyor beyinlerde...Bu da doğal olarak bireyin tüm eğitim sorunlarının okulda çözüleceği ve öğretmenin birey üzerinde her türlü bilinçli (istandik yönde) davranış değişikliği (eğitim) oluşturabileceği düşünülüyor...Sizce öyle mi ? Bence siz de çoğu zaman öyle görenlerden olabilirsiniz/olanlardansınız??? Aslında bende önyargıyla yaklaşıyorum bazen...Fakat bu kadar önemli bir konuda önyargım 2. planda olmalı...Daha objektif yaklaşmak lazım konuya...
Örneğin : http://www.egitim.com/egitimciler/0752/0752.1/0752.1.ahmetyilmaz.p01.asp
egitim.com sitesinde yer alan bir röportajın linkini verdim yukarıda ve burada bir öğretmenin ilk görevine başladığında başından geçenler kısaca özetlenmiş diyebilirim...Genel yapıda buna benzerdir ki bu röportajda Erzurum'un bir köyünde göreve başlamak gibi gerçekten büyük çaba,sabır,zaman gerektiren biryerde öğretmenliğe adım atmış bir öğretmen arkadaş anılarını paylaşıyor...O kişinin röportajını okuduğunuzda siz kendinizi onun yerine koyun ve imkansızlıkların sizi ne hale getirebileceğini bir düşünün... Öğretmenlik, bazen toplumda şu tür bir önyargıyla karşılanır ; yaa ne güzel meslek , özellikle evli kadınlar için biçilmiş kaftan...Çünkü yarım gün çalış sonra evine git çocuğuna vakit ayır,ev işlerini,yemeği falan yap...Gibisinden gayet basit algılanır...Ama bilinmez ki ; o öğretmen örneğin bizde öğleden sonra 1.-4. sınıflar geliyor ve de sınıf öğretmenleri de özellikle bayanlar sabah kalkıp çocuklarını okullarına göndermeye çalışıyorlar,akşam için yemek yapıyorlar belki de,ayrıca öğlen okula gelmek için kendilerine de çeki düzen verip öğlen okulda sınıflarının başında oluyorlar...Akşama kadar derste 40 farklı düşünce yapısına sahip bireye yeri gelir 40 farklı yöntemle 40 dakika da bişeyler öğretmeye çalışıp,çocuğun derdiyle ve tasasıyla, birbirleriyle ilişkilerinin uyumlu olmasıyla ...kısacası sadece öğretim değil,eğitim yönüyle de öğrencilere bişeyler katmaya çalışıyorlar...
Pekii sadece bu kadar mı ??? Hayır,bir de veliler var kiiii...Onlar sizsiniz,biziz,annemiz,babamız,abimiz, ablamız,...Kısaca bu toplum...Veliler olmadık yerde kapı çalar ya da direk dersi bölerler...Kimi veli vardır ; patavatsızdır, keyfi çıkışlar yaparak sizi dersinizden alıkoyar ya da başınıza olmadık çoraplar örer...Kimi veli vardır ; öpüp başınıza koyasınız gelir,çocuğuyla gayet ilgili ve alakalıdır ve size de yardımcı olur, kimisi de çocuğum size emanet (emanetçi misali ama) , aman çizilmesin,bozulmasın,koşmasın, düşmesin,kıpırdamasın,şımarmasın,...Akşama teslim alıcam der gider...Nelerini gördüm bir bilseniz...Veliler ahh şu veliler yok mu...(sözüm hepsine değil,sadece ilgisiz,alakasızlarına) Toplumumuz o kadar ilginç ki ; babası TIR alır ayda 5 milyar mı ne taksit öder...1 ytl fotokopi parası toplanır sınıf içinde (öğretmenin ek etkinlikler için fotokopi çektirmesi gerekir)...Sonra bu velinin eşi gelir ve derki ; "eşim TIR aldı biz para veremeyeceğiz"...Ki 1 ytl için bu kadar saçma bir neden...Bakın bazen öğretmenlerin cebinden giden paralar hiç söylenmez, başkasının çocuğunu maddi imkanı yok diye kendi okutan öğretmen mi ararsın,sınıftaki çocukların eşyaları için yeni dolap yapılır; parası eksik çıkar, üzerini kendi maaşından tamamlayan mı ararsın,Yiyeceği olmayan çocuğa yemek ısmarlayan mı ararsın (bunların hepsi geri ödenmeksizin yapılan yardımlardır)... Hangi işyerinde böyle birşey vardır bilmiyorum açıkçası ama okullarda var arkadaşım...Ha olmak zorunda mı ? insaflı olmazsanız değil kiinsaflı olmazsanız öğretmen de olamazsınız...Şimdi gelelim bakalım bu öğretmen ne kadar para alıyor da bu kadar şeye koşturup,yetişebiliyor...Aslında çoğu belki de yetişemiyor...Ama elinden geldiği kadarıyla da o yumurcakları diğer arkadaşlarının yanında mağdur duruma düşürmemek için çaba sarfediyorlar...TIR'lı örneğimize dönersek,artık siz düşünün insanların mantığını ve siz o kişinin çocuğuna eğitim-öğretim verip evine gönderiyorsunuz...O çocuk eve gidince öyle bir yaklaşımla eğitimine devam ediliyor... Neyse aslında bu da ayrı bir konu ama nelerle karşılaşıldığını bilmeniz açısından faydası olacağını düşündüğüm bir örnek...Sonra şu da varki ; dediğim gibi her veli böyle değil tabii ki ama duruma göre (okulun bulunduğu yer,sosyal-ekonomik şartlar,imkanlar,vb.) velilerin çoğunluğu böyle olabilior... Eee bir insan aileden ne görürse öyle olur derler ya...O hesap işte...Gelelim asıl konunun özüne...Şimdi öğretmenliği bir meslekten öte görmek bir yerde doğrudur...Çünkü bireyin gerçek hayata,toplumun içine gerçek anlamda katıldığı yer bence okuldur ve de öğretmenin de o birey üzerindeki etkisi yadsınamaz...Burada kutsal bir vazife olarak görülüyor ya !!! İşte bana saçma gelen kısmı burası...Kutsallıkla bir mesleğin alakası pek yoktur ki ona bakarsanız imamlık,papazlık daha kutsaldır :))) Yani kutsallıktan öte tamamen profesyonelce bir yapıda görülseydi eğer bu meslekte çoğu sorun çözülecekti günümüzde...Ama biz durumu duygusallaştırarak ne yapıyoruz sizce; özellikle devlet olarak 650.000 kişinin hakkını yemeye devam ediyoruz ve olayın maddi yönünü görmezden gelerek büyük bir külfetten kurtulduğumuzu düşünüyoruz ve de hep kaybediyor,kaybetmeye devam ediyoruz... Kutsal deyip kesip atıyoruz bir kenara ve işin içinden çıkıyoruz...Ama profesyonelce dersek ; o zaman irdeleriz,kurcalarız,eksiğini,gediğini bir an önce sistemli bir şekilde kapatmak gerektiğini daha çabuk anlar ve ona göre yol katetmeye çalışırız...kısaca profesyonelce hareket ederiz...Bundan emin olabilirsiniz...Ayrıca kişiye hakkettiği maaşı da veririz...Kişi de içinde bulunduğu sorunlardan kafasını en çok meşgul edenleri çıkararak ve de kendi gelişimine daha fazla vakit ayırarak sistemin daha iyi çalışmasını sağlayacaktır... Ama toplumumuz ne yazık ki hala ruhani işlerle uğraştığı için gerçek dünyanın nerede olduğunu göremiyor...Bu da acı bir toplum gerçeğidir...
Peki öğretmene diğer bakış açıları nasıl oluyor ?
Kutsal varlık olarak görüldüğü için öğretmen hatasız bir sabun kalıbıdır topluma göre...
- Asla farklı bir şekilde olamaz ; takım elbiseden ibarettir,onunla yatar onunla kalkar ve onunla seyahat eder,... - Yolda yürürken takılıp düşme hakkına sahip değildir ; Çünkü o hatasız bir kuldur toplumun gözünde... - Asla saçmalama hakkına sahip değildir.Çünkü o bir insan değildir,bu nedenle bir an dahi olsa bu hakka sahip değildir... - Hapşuramaz,burnunu silemez,hatta hasta olamaz,olmamalıdır... - Başı,midesi,boğazı,vb. ağıramaz... - Öğretmen yemek yiyemez...Çünkü buna vakti yoktur.Sürekli eğitim vermelidir... (bakın bu gerçek :)) Kahvaltı yapanların sayısı çok az...Okulda ancak 2. tenefüste yapar ki o da 15 dk.) - Aldığı maaşla ; ev kirasını,borçlarını,harçlarını, çocukların masraflarını karşılamıştır,çok rahattır,kendine de herzaman birşeyler almıştır, kitap,kırtasiye,tiyatro,sinema,vb. kendisini geliştirmeye dönük araç-gereçlere,aktivitelere parası yeter de artar... Ki bilgisayar,vb. cihazları zaten havada karada satın alır... ...
Çünkü o bir insan değildir...O kutsal bir varlıktır... :)))))
Şimdi bu görüşe yani öğretmenin kutsal olduğuna katılan kişiyle herşekilde tartışmaya ve ona belge göstermeye açığım... Çünkü öğretmen, özellikle statüsü son zamanlardaki ücretli öğretmenlik, sözleşmeli öğretmenlik gibi saçma sapan isimlerle değerini yitirmiş ve gün geçtikçe özellikle ekonomik nedenlerden ötürü (kredi borcu olmayan öğretmen mi var mesela... :((( ) toplumdaki saygınlığını da yitirmektedir. Geçenlerde bir sendika 1000'in üzerinde öğretmene bir anket uygulamış ve sonuçta öğretmenlerin hayatlarının hiçte toz pembe olmadığı ortaya çıkmış ki özellikle ekonomik olarak dar boğazda görüyorum ben kendilerini... Fakat sayın bakanımız çıkıp ne dedi ve noktayı koydu ??? dediki ; Öğretmenlik, para için yapılmaz,kutsaldır...Bitti...bu kadar...alkışşşş... Eee sonra...Yani öğretmenlik para için yapılmaz tabii ki çünkü bu paraya bu kadar çocuğun derdini her adam çekemez, her adam bu paraya böyle karşılıksız sevgi veremez,birşeyler öğretmek için çabalayamaz,vb. .............
Ama sadece para için yapılmaz diyerek ; o bireyin bu toplumda nefes almadığını,evinin,eşinin,çocuğunun ve de bunların ihtiyaçlarının olmadığını söyleyemez ve bunları gözardı edemeyiz...Kısacası bireyi sanki dünya da herşey bedava gibi borçlu,taksitlerle,kredi ödemeleriyle sürüp giden bir yaşama bırakmakta çözüm değil ki !!! Dünde kutsaldı bu meslek,bugünde ! Size şunu söyleyeyim ; Biz kutsal oldukça derse girerken kafada kredi borçları,taksitler,çocuğun dersane masrafı,üniversite harcı... Ki bunları çoğu öğretmen okulun kapısında bırakıp oraya giriyor.Yoksa daha beter olurdu eğitim... Ama binbir türlü derdi o kapıdan çıkınca devam ediyor...Sonra sizler de ; bu ülke neden bu halde,sistem yanlış, öğretmenler neden yetersiz ve iyi eğitim veremiyorlar diyeceksiniz...Hepsi değil ama birçoğu verimli olamıyor...Ellerinden geleni yapanların sayısı azımsanmayacak kadar...Ama bu devlete inat,işini yarım yamalak yapan ama salla başı al maaşı hesabı yapanlarda vardır sanırım... Çünkü siz bireye ne derece değer verirseniz ; birey de size yakın derecede ilgi ve alaka gösterecektir...2+2 = 4 eder...:))) Değer sadece parayla verilmez ; ama kira borcunu ev sahibi nakit alır efenim... Bilmem anlatabildim mi ??? :))))) Valla eğri oturup doğru konuşmak taraftarıyım herdaim...Bazı kişiler şu imla kurallarından yoksun ve bir o kadar da doğru yazdıklarım için bana kızabilirler...Ama yaşamayan,işin iç yüzünü bilmeyen dışarıdan kutsal o meslek onu bırakın bi kenara...Gerek yok ona para pula... şeklinde tabirler kullanarak ; hem bu toplumda öğretmenin yerini hem de bireyde kendisine verilen değeri tekrar düşünmesine yol açar ki negatif düşünceler... Sizler böyle derseniz ; bizler de emin olun %100 verimli olacağımıza %60 -70 gibi oranlarda öğrenciye bişeyler verebiliriz...Parayla ölçmüyorum bunları... Ama insanı hayatın gerçekleriyle karşılaşmak yıpratıyor ve de öğretmen de bir insansa o da yıpranıyordur değil mi ??? Bence eğitim sistemindeki yanlışlar, toplumun öğretmene karşı önyargıları ve kurumların eğitimle,öğretmene verdiği değerler masaya yatırılıp bazı şeylerde kalıcı ve köklü değişikliklere gidilmezse ; VAHH GÜZELİM ÜLKEMİZİN HALİNE der dururuz bir 80 sene daha...
Neyse uzun lafın kısası ; bol keseden atmak,toplumumuzun çok fazla kullandığı bir söylemdir ki konumuza çok uygundur... Siz siz olun bol keseden atmayın...Çünkü ne kese bol ne de içi dolu...En azından öğretmenler için durum böyle... Onları yargılamadan önce bir birey olduklarını (kutsal varlık değil :)) ) unutmayalım...Onlar da sizin gibi,benim gibi birer birey ve bizlerin,sizlerin çocuklarını topluma kazandırmak için çabalayan meslektaşlarım...Onlara çok değil ama hakettikleri değeri verelim...
"TÜM ÖĞRETMENLERİMİZİN ÖĞRETMENLER GÜNÜNÜ KUTLARIM..."
Saygılar benden efenim...
|
• 7/12/2007 - **