Herkese merhabalar efenim...Umarım iyisinizdir... Bu yazıda sizlere daha önce yazdığım fakat buralara ekleme fırsatı bulamadığım birkaç yazıyı birden eklemeyi düşünüyorum,belki biribirinden bağımsız yazılar ama yine de yazmışım ve eklemem gerektiğini düşündüm.Çünkü benim için her noktamın az ya da çok değeri vardır.
Öncelikle bir bayram sonrası suya düşen planları ve de kürkçü dükkanlarından Ankara hakkında çızıktırmışım bişeyler...
İLK YAZI ----------------------- > ANKARA
Can sıkıntısı ve şu bloğu bir an önce sonlandırma çabalarımın bana verdiği yetkiye dayanarak ; sizleri öylesine bir yazıyla başbaşa bırakıyorum :)  Öncelikle geçen yazımın sonunda Ramazan bayramının tatilini değerlendirmek adına attığımız o kadar adımın ve araştırmanın ve de planlamanın boşa gittiğini üzülerek söylemek istiyorum.Tabii ki kendi adıma üzüldüm.Aslında Olympos gezisi için çok salaş ama güzel bungalowlar sınırsız biralar ve akşam yakılan ateşler, yapılacak geyik muhabbetlerini bulup çöpe atmışız gibime gelse de...Kızamıyorum ekici bazı kişileri (laf aramızda ama onlar kendini biliyor!!!) Neyse uzatmayayım, bu oyunbozanlığı ispiyonladıktan sonra küçük bir spor çantasına bişeyler tıkıştırıp bayramda benim için diğer kürkçü tükkanı olan ANKARA'ya gitmeye ailemi ve akrabaları ziyaret etmenin iyi olacağı kanısına vardım...Dolayısıyla yine bir gece otobüsüyle yollara düştüm ve 5-6 saatlik yolculuk sonrası ilgili kara parçasına vardık :)) Nedense Ankara'ya gitmeleri seviyorum.Aslında 1 ay önce ordaydım ama özletiyor kereta kendini...Ne kadar da eğlence kültürüne sahip olmasa da bir yeri eğlenceli yapan insanıdır derim.Yani örneğin ; istanbul-Taksim de kimsecikler olmasa o kadar çekici biyer olmaz arkidişim...Neyse olayın sosyolojik ve bilimsel boyutu böyle ki bu bir araştırma sonucudur arkadaşlar... Gelgelelim Ankara'da arkadaş ya da akraba çevreniz ya da herhangi sosyal bir çevreye sahip değilseniz ; hemen başka yere gitmenizi tavsiye ederim. Aksi takdirde Ankara hiç eğlenceli değildir.Ama eğer arkadaşlarınız varsa ve eğlence mekanlarını biliyorsanız ki eğlence kültürü yok derken ; Türkiye'nin geri kalanına oranla ortanın üstünde mekanlara sahiptir :) Ki herkeste ulaşabilir istediği eğlenceye ya da eğlence mekanına...Yani uzun lafın kısası, kankileriniz,dostlarınız,sadıçlarınız, vb. varsa kesinlikle bulunmaz bursa kumaşıdır kendisi...Aslında birçok yer öyledir ama Ankara genç mekanıdır. Memur memleketi sıfatı yapışmış üzerine ki bir daha çıkaramamış...Ama gidip görenler ya da eğlenenler güzel bir yer olduğunu söyler dururlar.Özellikle ulaşımın problemsiz,her keseye uygun kiralık evlerin bol ve sakin yaşamın (mitingler dışında) birebir adresidir kendisi...Bu özellikleriyle ve de sıcacık simitinin başka hiçbir yerde yapılamaması nedeniyle sevilir kendisi...Tabii sevilmeyen yönleri de yok değil.Mesela siyasetin dört bir yandan sarıp sarmaladığı biryer olması ve belediye başkanının köstebek yuvası haline getirmesi,keyfine göre işler yapması O kara parçasını biraz solgun renklere boyuyor...

Ben Ankara'yı şöyle tanımlıyorum ; O ŞEHİR Adı gibi bahtı da kara, hatta hertarafı karasal bir kara... Anakara değil adı Ankara ama,Sanki toprağın üzerine yığılmış betonlar... Grilere boyanmış bir şehir tadında... Ben o şehirde doğmuşum,Sevgilerim o şehirde yeşermiş,Ailem hala o şehirde, Yani ruhumun yarısı o şehir... Denizi yok diye hayıflanırlar ona, Halbuki onun Deniz'ini ne o şehir ne de hiçbir Deniz unutmaz, Çünkü onun Deniz'i,dar ağacında bir fidan,unutulmaz,unutulamaz...
Beton yığınlarına bitişik kaldırım taşları,Üzerinde koşturan kösele ayakkabılar, takım elbiseli erkek ve bayan memurlar,Bir ciddiyetle hayata uyanış o şehir... Kendine has ve temiz bir insanı,Temizliği belki de değerlerinden çok kopamamış Ya da siyasetin ciddiyetliğiyle sarılmış olmasından,Belki de simitinin unutulmaz tadından... :)) Ama bu sarp ve asosyal denilecek şehirden,Biraraya gelince ne tadlar alıyor insanlar... Ankara deyince akla birden;Eski okul arkadaşlıkları,Üniversite yılları,Unutulmaz muhabbetler,geyikler,anıları... Ve hala tadı damağımda kalan AOÇ dondurmaları :)) Yeşilliği az ama muhabbeti,dostlukları bol bir kara, Aynen anlattığım gibi o şehir; Adı gibi kendisi de kara, Söylenecek çok şey var geçmişte onun hakkında, Söyletecek çok şeyi olacağı gibi,öyle ki ; AN be AN Kara...
Written By Cathedral
Şimdiki yazım ise toplumumuzda sıkça rastladığımız ama dikkat etmediğimiz ve de önemli bir konu ile alakalı...
İKİNCİ YAZI ----------------------- > ACI DOLU GÖZLERDE GÜLMEK İSTEYENLER
..... İNSANLARIN YÜZ İFADELERİNDEKİ GÖZLERİYLE KONUŞUN ve acı dolu gözlerin derinlerindeki acının nedenini ve zorla gülüşlerin nedenini iredeleyin...Hangimiz gerçekten katıla katıla gülüyor acıları,dertleri bir an unutup...? Ülkemizin tarihine bakıyoruz bazı arkadaşlarla,muhabbetler esnasında diyoriz ki ; acı dolu birçok anı var...Bu da bizlerin yetiştiği kültürün şekillenmesini ve dolayısıyla bizlerinde şekillenmesini sağlıyor ve de acı dolu bir geçmiş acı dolu insanlar ya da arabesk ruhlu bir toplum yaratıyor...Peki hiç gülünecek zamanları yok mu bu ülkenin...Var ama dişinin kovuğunu doldurmaz... TV lerdeki gibi güllük gülistanlık magazin programları gibi de değil hayat...Gerçekten acı dolu bir tarih ve toplum var geçmişe bakınca...Şu anda durum çok farklı değil.Toplumu oluşturan etnik yapı ve farklılıkların bile çektiği acılar hep dile getiriliyor...Ama hiç mi gülmüyor bu toplum diyoruz ve ilk fıkralar aklımıza geliyor :) Tamam fıkralar da komik ya da ders verici olurlar ama yetmiyor o muhabbetteki düşünceleri somut bir lokmayla doyurmaya...Yazarlar,çizerler,lemanlar,grıgırlar... Olmuyor olmuyor ve trajikomiklikler de yetmiyor ki içerisnde acılar barındıran durumlar ne de olsa...Sonra çıkıyoruz sokağa ve insanlara soralım diyoruz ama bizimkisi öyle bir sorma ki ; bir insan yalan söyleyebilir,ağlarken gülebilir,gülerken gözyaşları dökülebilir...Ama asla gözleri size yalan söyleyemez mimikler söylese de...Bizde oturduk bir bankta orta yerinde şehrin ve de koşturanların yüzlerindeki ifadelere ki özellikle gözlerine sorduk teker teker...Ne diyebilirim,gözler gerçekten yalan söylemiyor.Kahkahalar atan insanlar bile gözlerindeki torbaları ya da çizgileri saklayamıyorlar...Toplumumuz hepmi acı çekmiş ya da bastırılmışlık duygusuna hapsolmuş ? Tabii ki hayır,herşey için değil bu hayır,ama hayır,herşey için diyemeyiz zaten...Heryeşi birşeylerle karıştırmak çok büyük bir önyargı olurdu...Neyse,insanlara bakarken tartıştığımız bu sosyolojik travmatik durumlar bir bir çıkıyordu yine de ortaya...Bir acı çekmişlik,bir yaşayamamışlık ,bir yaşanmışlığın bıraktığı ağır yükler hatıralarda,bir yozlaşmışlık,bir adamsendecilik içinde acıya karşı direnme,bir bir anlatıyorlar gözler dertleri,kederleri,yaşanmışlıkları...Aslında çok gülen bir toplumuz yani gülmeyi severiz,sohbeti severiz,komiklikleri şakaları severiz,gülmeyi seven bir toplumda nedir sorun ?...Ama ne hikmetse bi sorun var yine de...Çünkü rahatça gülemiyoruz gibimize geliyor ya da gülerken yüzün arkasında acılı bişeyler var mutlaka...Yok diyen kişiye de daha somut örneklerle durumu özetleyebilirim.Ben arkadaştan daha çok kendim bu durumu gözlemledim.Arada sohbet konusu oldu bu durum ama ben özellikle bu duruma dikkat etmeye çalıştım.Neyse size de tavsiyemiz bunu yapın,yani oturun şehrin en işlek yerlerinden birisinde (biz bakırköy meydandaydık) bir banka bir pazar öğlen vakti ve de sakince sırtınızı yaslayın arkadaşınızla banka,sonrasında geçenlerin gözeriyle konuşmaya başlayın...Biz kısa bir sürede olsa dinlenmek için oturduğumuz o bankta insanlarla gözlerle konuştuk ve dediğimiz gibi Acı Dolu Gözlerde Gülmek İsteyenleri gördük...Ve dedik ki;
geliyor ? ... geçiyor ? Aylar birbirini mi kovalıyor, Yoksa bizler mi zamanın peşinden koşuyoruz ? Acıları unutmak,onlara yakalanmamak için bir kaçış...
Yaz gelsinde gidelim buralardan diyorum kendime, Belki de yaz gelmiyor, Ben gidiyorum yaza doğru, yaza yaza kelimeleri... Güneş batıyor, Tül perdelerin arasından giriyor ışık hüzmeleri, İnsanlar ışık gölge oyunları oynuyor kaldırımlarda... saniyeler,dakikalar,saatler,günler,haftalar,aylar,yıllar,ömürler, Ömürler geçiyor gözlerimin önünden, Ya da ömürleri geçiriyor yıllar bir tren garından, Ve ben orda bekliyorum... Bilinçsizce beklemeye belki de tembellik diyeceksiniz, Belki de bekleyiş bir tembelliktir kendi özünde, Ama yine de bilinçsizce bekleyişlerle geçiyor ömür... Gözlerimiz derinlerde gülmüyor her daim, Gelip geçenler güldürüyor bizleri aslında, Ne yaptıkları ne de yapacakları kalıyor aklınızda... Sadece gülüp geçiyorsunuz olanlara ve onlara... Bir kış geçiyor kapıdan, Bacadan çıkıp,ufka doğru bir duman kadar sessiz ve soğuk, Bir sis sarıyor gözlerinizi... Kuraklıktan kurumamış dudaklar, Sadece kendi sesini duymaktan koca dünyada, Tek bir tını var ki renksiz gelmiş kulaklara... Burnunda kendi ter kokusuyla, Kendi kendini arar bir uzun yolculukta, Yolculuklar ne kadar uzun olsa da, Varışlarda buluyor kendini... Sonbaharda yere düşüyor yapraklar, Çırılçıplak ayaklarla peşinden gidesi geliyor, Ayaklarının altında kurumuş yaprakların sesleriyle... Bir ömür daha geçiyor, Lambayı söndürüp,mumu yakıyorlar ardından, Karlar yağıyor,pamuktan bir gökyüzü görünüyor... Duyguları,kağıt dönüşüm kutularına buruşturup atıyor, Sesleniyor çöpçülere,süpürsünler diye yerdeki gözyaşlarını, Yağmurlara karışmış,bulunamıyorlar... Bir nefeste sönen mumlar gibi, Bir yudumda içilen sular, Bir adımda başlayıp, bir ömür süren yollar... Göz açıp kapayıncaya kadar geçiyor, Beyaz duvarları ile ev hapsi verilmiş hayatlar, Dışarıda çeşmekeş bir dünya... Sen gidiyorsun, Bir Yol geçiyor önünden, Ya da duran yolu geçiyorsun farkında bile olmadan... İnsanın yarattığı bir şey varki, İnsan onu değil,o bu kez insanı yok ediyor, Zaman,zaman...zaman,zaman... Koşuyoruz ona yetişemiyoruz, Duruyoruz önümüzden geçiyor, Yitik geliyor bazen ama olmayan bir yitiklik... Artık anlamak istemiyoruz, Sadece yapıyoruz bize verilmiş görevleri, İstemesekte bize verilmiş, Bir hayatı yaşamak zorunluluğundayız hissi... Geçmişten gelen gözlerindeki acı ile Bir ülkenin insanı oluyorsunuz, Gülmek istiyor,hıçkırıklara boğuluyorsunuz... Saçları deniz dalgası, Savruluyor dalgalar vapurun altından, Yolculuk maviliklerde son buluyor... Yaz geliyor, Biz yaza gidiyoruz hemde yaza yaza... Senin de kaleminin mürekkebi bitti artık, Senden sonrakinin cümlelerine bırakıyorsun zamanı...
Written by Cathedral
Papa,oğlu ve kısı bi de kutsal ruhları adına kutsamayı unutmuşum :) Kalın sağlıcakla...
|
• 2009-02-03 23:44:46 - =))
acaba bazı blogcular duruo mu die bakıodum 21 nisan 2006da bi yorumuna takıldım
pek de yorumun yok zaten nese ööle geldim işte
komik di mi:d
bakstım yazmaya devam eden bi blogcu ne güzel dedim=)))ööle işte...